27 Eylül 2008 Cumartesi

Kara Bomba Lukunku!



Sinyor döneminde Galatasaray'a 2.2 Milyon Euro karşılığında transfer edilmişti Ali Maboula Lukunku.Attığı değil kaçırdığı gollerle Galatasaray taraftarının sevgilisi olmuştu! Mahalle kahvelerinde 'Ulan sana otobüsler, kamyonlar çarpsın!' dendiğini işitirdim sıklıkla.Şimdilerde Almanya'nın 3.lig ekiplerinden FC Erzgebirge Aue takımı ile anlaşmış.Ne diyelim Allah sabır versin Aue taraftarına.

Gerçekten Ayıp...!




Bir saat evvel 'Bağış Erten'in' 25.09.08 tarihli yazısını okudum.Avrupa ile Türkiye'nin maç bilet fiyatlarını karşılaştırmış ve sorguladığı bir çok şeyde haklı olduğunu gördüm ve birkaç noktaya da ben değinmek istedim.Anadolu kulüblerinin bilet fiyatları yaklaşık olarak 10 YTL civarında.Ancak tribünlerin doluluk oranı gerçekten çok komik miktarlarda.Örneğin bir Ankaragücü takımı ligteki bir anadolu takımı karşısında verdiği mücadeleyi yaklaşık 500 taraftar önünde sergiliyor.Bunun sebebi olarak kentsel faliyetler yada anadolu kulüblerinin başarısız grafikleri gösterilebilir.Ama şuanda bunlar arasındaki en başarılı kulüp olarak adlandırabileceğimiz Sivasspor'un Fenerbahçe maçında bile stat belki yarı yarıya bile dolu değildi.Bu biraz taraftarla da ilgili bence.Türk toplumu olarak genelde kazanın yanında, kaybedenin karşısında olduğumuz için bugünlerde yeni kurulan 'Resmi taraftar sitesi' Zefanclub'ta bile üye olurken 2.takımınız başlı altında bir soru yönergesi ile karşılaşıyorsunuz.Artık toplumun alışkanlığı olmuş 4 büyüklerden birinin taraftarı olmak.Çok az bir kitle dışında hiç kimsenin kendi oturduğu yöresindeki takımı takip ettiğini düşünmüyorum.Öyle ki Afyon'da oturan bir kimsenin Afyonkarahisarspor takımından bir futbolcu ismi söylebileceğini sanmıyorum.Ancak bu kimsenin bir Beşiktaşlı, bir Fenerbahçeli, bir Galatasaraylı, bir Trabzonspor'lu olduğunu düşünürsek bu takımların 18 kişilik maç kadrosunu sayması mümkün.Burada biraz medyaya da iş düştüğünü belirtmek gerek.Türk futboluna gereken değer verilmiyor.Türk futbolunun sadece Turkcell Süper Lig yada Bank Asya 1.Ligi'nden ibaret olmadığını acilen taraftarlara hatırlatması gerektiği kanısındayım.Belki bunlar gerçekleşirse taraftarlar 'kendi takımlarının!' maçına gider, yöneticiler bilet fiyatlarıyla ilgili yeterli düzenlemeyi yaparlar ve bizde de aynı Ingiliz, Italyan, Ispanyol liglerinde olduğu gibi maçlar tam kapasite stadyum ile oynanabilir.

Işte Bağış Erten'in yazısı: http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=YazarYazisi&ArticleID=900333&Yazar=BA%C4%9EI%C5%9E%20ERTEN&Date=25.09.2008&CategoryID=103

26 Eylül 2008 Cuma

UEFA Kupasının Yeni İsmi : UEFA Avrupa Ligi



Fransa’nın.Bordeaux Kenti’nde toplanan UEFA İcra Komitesi, 2009/2010 sezonundan itibaren UEFA Kupası’nın UEFA Avrupa Ligi olarak anılacağını duyurdu.
UEFA Kupası tarihe karışıyor. Avrupa Futbol Federasyonları Birliği’nin (UEFA) Fransa’nın Bordeaux Kenti’nde gerçekleştirdiği İcra Komitesi toplantısında, UEFA Kupası’nın isminin değiştirilmesi kararlaştırıldı. UEFA’dan yapılan açıklamada Avrupa’nın kulüpler bazında iki numaralı organizasyonu olarak bilinen kupanın 2009/2010 sezonundan itibaren UEFA Avrupa Ligi olarak anılacağı ifade edildi.

Açıklamada, değişikliğin sadece isimden ibaret olmadığı yeni bir formatla organizasyonun düzenleneceği ve 48 takımdan oluşan grup aşamasının yanı sıra, yayın haklarında, sponsorluklarda, logoda ve resmi topta değişiklikler olacağı vurgulandı. Yeni formatta amacın, Avrupa futbolunda daha az bilinen ülkelerin ya da kulüplerin adlarının duyulmasını sağlamak olduğu da ifade edildi.

Konuyla ilgili olarak bir açıklama yapan UEFA Başkanı Michel Platini, “Bu değişiklikler tarihi organizasyonu geliştirecektir. Yeni yapılanma UEFA ve Avrupa futbolu için çok önemlidir. Bu bizlere daha çok taraftar, oyuncu, kulüp ve Avrupa kulüp futbolunun heyecanını verecek. Yeni formatın UEFA Avrupa Ligi’ne başarılı ve yeni bir güç vereceğine inanıyorum” dedi.

Platini yaptığı yeniliklere bir yenisini daha ekledi.Hayırlısı diyelim...

Dede Nasihatı

"Maçın hemen hemen başında golü bulduk.Hemen ikinci golü bulabilseydik çok daha iyi olacaktı.Ancak olmadı.Sezona iyi başladığımızı söyleyemeyiz.Benim amacım her zaman kazanmaktır.Özellikle deplasmanda maç kazanmak benim için çok önemli.Sivasspor karşısında aldığımız mağlubiyet bize çok önemli dersler verdi.Bundan sonra çalışıp bir an önce kendimizi toparlayacağız."
Bu sözler Sivasspor maçının ardından Luis Aragones'e ait.Ama burada çok şaşırtıcı yanılgılar var.Fenerbahçe'nin attığı ilk gol yine bir duran toptandı.Alex'in iyi ortası ve Selçuk'un kafası golü getirmişti.Bu golden biraz öncede 14 Milyonluk Güiza'nın direkten dönen topu vardı.Ancaaak...! Bunların öncesinde Sivasspor'un yakaladığı biri Kanfory diğeri Musa ve Faruk ile yakaladığı 3 net gol pozisyonu vardı.Biri direkte patladı, diğerini kaleci Volkan iyi bir biçimde çeldi, bir diğeri ise dışarı gitti.Böylesine atak oynayan ve yerleşik bir savunma anlayışı olan Sivasspor takımına karşı 2. golü bulmayı nasıl planlıyordu acaba Aragones? Sakat Alex'i 90 dakika sahada tutarak mı, yoksa her maç hemen hemen aynı yaptığı 3 değişikliği yaparak mı? Yine Aragones'in oyunu okumak adına yaptığı hiç birşey yoktu sahada ve 2. golü bulmaktan bahsediyordu.
Verdiği demeçte bir komik yan ise "Benim amacım her zaman kazanmaktır.Özellikle deplasmanda maç kazanmak benim için çok önemli" diyerek ligte oynadığı 3 deplasman maçında 3 yenilgi almasıyla örtüşmeyen cümleler kurması oldu.Bu bana lise dönemlerimi hatırlattı.Özellikle lisenin ilk başlarında hiç çalışmazdım düşük not alırdım, ara karnemde ailem gördüğümde çalışmayacağımı bile bile notlarımı yükselteceğimi söylerdim.Aragones'inde birazcık bu hesap oldu geçen 5 haftada.Her maçtan sonra ders çıkartacağını söylüyor.Bakalım dedenin takıma vereceği nasihat tutacak mı? Bunu ilerideki Fenerbahçe maçlarında göreceğiz.

14 Eylül 2008 Pazar

Sinyor ?





90 dakika içerisinde ve 90 dakika sonrasında yaşananlar açısından kötü bir Belçika maçı geçirdik.Ama hepimizin bildiği gibi bazı sebepler dolayısıyla futboldan çok futbol bürokrasisinin konuşulduğu bir maç oldu.Herkes bu olanlardan sonra yorumlarını dile getirdi.Bense sessizce oturup izlemeyi tercih ettim.Belki yıllarca O'na duyduğum o büyük saygı ve sevgiden, belkide yakıştıramadığımdan bu konuyla ilgili hiç konuşmak istemedim.Sadece tek söylemek istediğim bir şey var.Keşke 'Sinyor' Vandereycken'e cevabını saha içerisindeki 90 dakikada vermiş olsaydı ve yine çıkıp"Onlardan 550 var.Ama 1 tane Fatih Terim var" deseydi ve hepimizin ağzını gene açık bıraksaydı.Vandereycken ise kendi kendine dövünüp gitseydi.Ama olmadı yada olamadı.Umarım Belçika'da oynanacak maçın arkasından bir Isviçre vakkası daha yaşamayız.

Adebayooor...

2001'de başlayan profesyonel futbol kariyerine Metz ve Monaco'da devam etti.Basamakları adım adım çıkan Togo'lu bu futbolcuyu Fransız avcısı Arséne Wenger 'yine bir çok örneğini gördüğümüz gibi!' çekti Arsenal'e getirdi.Ve artık yavaş yavaş ben burdayım diyor.Henry'i sattıktan sonra, Sir Alex Ferguson'un:"Bence Arsenal birşey kaybetmedi, aksine kazandı" demesindeki sebep kim bilir belki bu yüzdendir.Fakat bir gerçek var ki Adebayor bu hızla giderse Henry'nin izini 2 sezon içersinde Arsenal'den silecek.

Galatasaray'da Yine Dönemi

Galatasaray 3.haftada Antalyaspor karşında da berabere kalırken, hakkında yeni tartışmaların çıkmasını bekleyenlerin ekmeğine yağ sürüyor.Dikkat ettimde yine diyebileceğimiz çok şey var;

Yine De Sanctis kritik kurtarışlar yapıyor.Yine Hasan Şaş çok top kaybediyor.Yine Ayhan bir formlu bir formsuz.Yine Arda bireysel oynuyor.Yine Ümit&Nonda ikilisi çok mücadele ediyor.Yine takımına monte edilen yeni bir genç Aydın! parlamak üzere.Yine Lincoln göz boyuyor bu da yetmez gibi ona buna sataşıyor.Yine Galatasaray'ın sağ bek mevkisinde oynayan futbolcunun başına bir iş geliyor.(Hasan'ın kaşının açılması).Yine Galatasaray tribünleri küfür ediyor.Yine Skibbe maç sonrası boş demeçler veriyor.Ve yine bir yazım daha burada bitiyor.

Mourinho Hala Gülüyor...

Mourinho : 2
Zenga : 1

13 Eylül 2008 Cumartesi

Allah'ına Kurban




Maça büyük umutlarla ve eksiklerle çıkan Fenerbahçe beklemediği şekilde kalesinde 2 gol görünce adeta şaşkına döndü.Son dakikalara doğru Yasin Bey'in yaptığı akıl almaz off-side bozma hatası Sukaj ile Volkan'ı karşı karşıya getirdi.Volkan'da Sukaj'ın tepesine binince hakem penaltı noktasını gösterdi.
Kadir penaltı atışını yaptı ve topu dışarı vurdu.Buraya kadar herşey normal bir maç sonu pozisyon anlatımı.Peki 'Şeytan bunun neresinde?' diye soranlar için asıl bölüm şimdi geliyor.Volkan hakemin yanına gitti ve elleriyle yukarıyı göstererek agresif ve son derece 'artist!' bir biçimde: "Yukarıda Allah var!" diye hakeme söylendi.Bu ramazan ayından çok etkilenmiş olacak kendisi.Ve neticede 2. sarı karttan, kırmızı kartı gördü.Burada hakemide kutlamak gerek.Bu tarz hareketleri mazur ve görmezden gelen bir çok hakem var.Ancak hakem cesur bir şekilde bir '4 büyük' kalecisine kartı gösteriverdi.
Bu arada R.Carlos'unda hakeme yapmis olduğu hareketler gözden kaçmadı, bir sarı kartta o gördü.Carlos'un La Liga maçları aklıma geliyorda (yedek kulübesinde agzinda topitopla oturduğu süt liman günler) bu hareketi O'na hiç yakıştıramadım.
Gençlerbirliği maçında da kale Volkan'ın yokluğunda, büyük ihtimalle diğer Volkan'a emanet olacak.Yani Allah'a emanet!

12 Eylül 2008 Cuma

Semih Nereye Koşuyor?


Herkes onu "Fenerbahçe'nin genç yeteneği!" diye tanıdı.Uzun yıllar yedek kaldıktan sonra bir ara Izmirspor'a kiralık bile verildi.Gel gelelim Semih yılmadı, çalıştı ve özellikle geçtiğimiz sezon yedekten sonra girerek attığı gollerle hem herkesi şaşırtı, hemde yeni tartışmalara yol açtı.Ilk 11'e alınması için dönemin teknik direktörü Zico'ya ağır eleştiriler yapıldı.Hoş o dönem Zico yine bildiğini okumuştu hatırlayacağınız gibi.Semih 2008 Avrupa Kupasında da Fatih Terim tarafından kadroya alınmış ve attığı 3 golle bu sefer yalnızca kendi taraftarının değil tüm kamuoyunun beğenisini toplamıştı.

Ancak şimdilerde yeni bir tartışma başlatılması gerektiğini düşünüyorum.Acaba Zico haklımıydı? Son oynadığı maçlarda ki formsuzluğu! dikkatleri çekmeye başladı.Ancak yine Semih gollerini atıyor.Fakat düşünülmesi gereken şey bu golleri ne şekilde attığı.Ben uzun zamandır dribbling yaparak, yada kaleciyle karşı karşıya kalarak, uzaktan şut çekerek, defans oyuncularını çalımlayarak gol attığını hatırlamıyorum.Bir forvetin yapması gereken şeymidir bunlar; bence evet.Savunmayı eksiltmek, uzaktan şutlar denemek, pres yaparak onları yıpratmak, topsuz alanlara koşu yapmak bir forvetin özelliği olmalı.Ama Semih'te bunların hiçbirini uzun zamandır göremiyoruz.Spor yazarlarının da buna karşı savunduğu bir takım tezleri var.Semih doğru zamanda, doğru yerde.Ancak bunu Belçika maçında bir kez daha gördük ki günümüz futboluna 'balına!' diye tabir ettiğimiz gol kazandırmaktan başka işe yaradığı yok! Ve bu sefer o bal tutmadı, Semih golünü atamadı.Bence Semih gene yedek kalsın, oyuna girdiğinde dualar edilsin, dilekler adansın, O' ''gene olması gerektiği yerde olsun'' ve golünü atsın.